Oruç

Yazan: admin 29 Haziran 2010 Salı  
Kategori: İslami Konular

Devamını oku

Deccal

Yazan: admin 13 Haziran 2010 Pazar  
Kategori: İslami Konular

Son zamanlarda yeryüzünde artan şiddet, işkence,anarşi, kargaşa, katliam, savaş, çatışma, zulüm, devlet
ve örgüt terörleri Deccalin çıktığını ve bunları yönettiğini gösteriyor. (Allah-u Alem, En Doğrusunu Allah Bilir)

Ahir zamanın anlatıldığı hadislerde, yeryüzünde kötülüğü organize edecek, insanları din ahlakından uzaklaştıracak, kargaşa ve bozgunculuğa neden olacak Deccal’in çıkışı, kıyametin büyük alametlerinden biri olarak haber verilmektedir.

Hadislerde yer alan bilgilere göre, Hz. İsa’nın yeniden yeryüzüne gelmesi, Hz. Mehdi’nin zuhuru, Deccal’in ortaya çıkması aynı dönem içinde olacaktır. Hz. İsa ile Hz. Mehdi’nin beraber namaz kılacakları Peygamberimiz (sav) tarafından haber verilmiştir. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

İMAMLARI salih bir insan olan MEHDİ OLDUĞU halde, BEYTÜ’L MAKDİS’E SIĞINIRLAR. Orada imamları kendilerine sabah namazını kıldırmak için öne geçtiği bir sırada, bir de bakarlar ki, MERYEM OĞLU İSA SABAH VAKTİNDE İNMİŞTİR. Mehdi, Hz. İsa’yı öne geçirmek için arkaya çekilir. HZ. İSA ONUN OMUZLARINA ELİNİ KOYAR ve ona der ki, “Geç öne namazı kıldır. Zira kamet senin için getirilmiştir… Namazı bitirip dönünce Hz. İsa, “Mescid’in kapısını açınız” der. Kapı açılınca, arkasında hepsi taylasanlı yetmişbin kişiyle birlikte DECCAL’İN BEKLEMEKTE OLDUĞU GÖRÜLÜR…1
Deccal, Yüzyılın Başında Çıkacaktır
Hadislerde Hz. İsa ve Hz. Mehdi’nin, Mesih Deccal’in fitnesine karşı birlikte bir fikri mücadele yürütecekleri de haber verilmiştir. Bu mücadelenin hangi dönemde gerçekleşeceğine dair de hadislerde işaretler vardır. Peygamberimiz (sav), bir hadis-i şerifinde Deccal’in yüzyılın başında çıkacağını bildirmiştir:

Dünya kurulduğundan beri her yüzün başında önemli bir olay olmuştur. BİR YÜZÜN BAŞLARINDA DA DECCAL ÇIKAR ve Meryem oğlu İsa nüzul ederek (yeryüzüne inerek) onu yok eder.2
Peygamberimiz (sav) bir başka hadisinde ise şöyle bildirmektedir:
Bu ümmetin ömrü BİN SENEYİ GEÇECEK, fakat BİN BEŞ YÜZ SENEYİ aşmayacaktır…3
Peygamber Efendimiz (sav), ümmetin ömrünün 1500 seneyi geçmeyeceğini bildirdiğine göre, bu büyük olayların meydana gelişinin 2000′li yıllara işaret ediyor olması muhtemeldir.
Büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi, hicri 1327′de Şam’daki Emevi Camii’nde ünlü hutbesinde, 1371′den sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yaparken, Hz. Mehdi’nin büyük fikri mücadelesinin 2000′li yıllarda gerçekleşeceğine dikkat çekmiştir:
Evet şimdi olmasa da 30-40 SENE SONRA fen ve hakiki marifet (hüner, sanat, ilim ve fenlerle öğrenilen bilgi) ve medeniyetin mehasini (iyi ve faydalı yönlerini) o üç kuvveti tam teçhiz edip (o üç kuvvetle donatıp), cihazatını verip (gerekli ihtiyacını karşılayıp) o dokuz manileri mağlup edip (o dokuz engelleri yenip) dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını (gerçekleri araştırma eğilimi) ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi (insan sevgisini) o dokuz düşman taifesinin (sınıfının) cephesine göndermiş, inşaAllah YARIM ASIR SONRA onları darmadağın edecek.”4
Said Nursi, sözünün son kısmında yer alan “yarım asır sonra” ifadesiyle hicri 1421 yani 2001 yılında Hz. Mehdi’nin vesilesiyle, materyalist, Darwinist ve ateist felsefelerin insanlar üzerindeki etkisinin yok olacağına işaret etmiştir.

Bediüzzaman, Hz. Mehdi’nin çıkış tarihi hakkında başka bir izahında ise, Hz. Mehdi’nin kendisinden sonra geleceğini bildirmiş ve “İstikbal-i dünyeviyede (dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler.” (Sözler, 318) ifadesiyle çıkış tarihine bir defa daha işaret etmiştir. Bediüzzaman başka bir izahında ise “acib şahıs” olarak nitelediği Hz. Mehdi’ye ortam hazırlamakta olduğunu haber vermiştir:
“O ileride gelecek ACİB ŞAHSIN (şaşılan ve hayret uyandıran şahsın) bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı (önceden gelen takipçisi) ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi (öncü bir askeri) olduğumu zannediyorum.” (Barla Lahikası, 162)
Deccal, Anarşi ve Terörü Teşvik Eder
Hadislerde Deccal’in tüm yeryüzünde fitne ve karışıklığa neden olacağı bildirilmiştir. Son zamanlarda yeryüzünde artan şiddet, işkence, anarşi, kargaşa, katliam, savaş, çatışma, zulüm, devlet ve örgüt terörleri Deccal�in çıktığını ve bunları yönettiğini gösteriyor. Bir hadiste bu durum şöyle haber verilmiştir:
… (O sırada) FİTNELER, KARIŞIKLIKLAR, İHTİLALLER çok olur da insanlar BİRBİRLERİNİ ÖLDÜRÜRLER. İnsanlar kendi canlarına kıyarlar ve yeryüzünü belalar kaplar. İşte öyle sıkıntılı bir zamanda … MEL’UN (lanetlenmiş) DECCAL … çıkar..5
Kuran’da da Allah, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıp düzeni bozan, kötülüğü örgütleyip düzenleyen, sürekli savaş çıkarmak isteyen insanların varlığını bildirmiştir. Bir ayette şöyle buyrulur:
… Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez. (Maide Suresi, 64)
Deccal, bu ahlakın önde gelen temsilcisidir. Daha çok kan dökmek için şiddeti, terörü ve anarşiyi birer zulüm silahı olarak kullanır. Diğer hadislerde de, ahir zamanda öldürmelerin artacağı, Deccal’in yönlendirmesiyle çıkan savaşların her yeri tahrip edeceği şu şekilde bildirilmiştir:
“Zaman (kıyamet) yakınlaşır, amel eksilir, insanlara aşırı cimrilik ve hırs atılır, herc çok olur” buyurdu.
Sahabiler: Herc nedir? diye sordular.
Rasulullah: “ÖLDÜRMEK, ÖLDÜRMEK!” buyurdu.6
Hiçbir belde yoktur ki onu DECCAL ORDULARI ÇİĞNEMEYECEK OLSUN”.7
Günümüzde ülkeler arasında hiçbir haklı gerekçesi olmadan yaşanan savaşlar, bir toplum içerisinde suni nedenlerle meydana gelen iç çatışmalar, masum ve sivil insanları hedef alan terörist saldırılar, Deccal’in sebep olduğu bozgunculuğun örnekleridir.
Deccal’in Anarşi ve Terörü Yaygınlaştırmak İçin Uyguladığı Taktikler
Bediüzzaman Said Nursi de eserlerinde Deccal’in yeryüzünde neden olacağı kargaşa ve bozulmaya dikkat çekmiştir. Üstad, Deccal’in anarşi ve terörü yaygınlaştırmak ve bu yolla Yecüc ve Mecüc’e (Yecüc ve Mecüc, ahir zamanda ortaya çıkacağı bildirilen kıyamet alametlerindendir.) zemin hazırlamak için başvuracağı taktikleri de açıklamıştır. Bediüzzaman’ın konuyla ilgili sözü şu şekildedir:
… Büyük Deccal, şeytanın iğvası (telkinleri) ve hükmüyle şeriat-ı İseviyenin ahkamını (İseviliğin hükümlerini) kaldırıp Hıristiyanların hayat-ı içtimaiyelerini (sosyal hayatlarını) idare eden RABITALARI (birleştiren unsurları) BOZARAK ANARŞİSTLİĞE ve YECÜC MECÜC’E ZEMİN HAZIR EDER… Şeriat-ı Muhammediye’nin (a.s.m.) (Peygamberimiz (sav)’in getirdiği Kuran ahlakının gereklerini) ebedi bir kısım ahkamını (hükümlerini) nefis ve şeytanın desiseleriyle (aldatmacalarıyla) kaldırmaya çalışarak hayat-ı beşeriyenin (insan yaşamının) maddi ve manevi rabıtalarını (birleştiren unsurlar) bozarak, serkeş (inatçı) ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer; hevesat-ı müteaffine (nefsi tutkular) bataklığında birbirine saldırmak için cebri (zorla) bir serbestiyet (özgürlük) ve ayn-ı istibdat (baskı) bir hürriyet vermek ile DEHŞETLİ BİR ANARŞİSTLİĞE MEYDAN AÇAR…”8
Deccal’in bu hedefine nasıl ulaştığını ise Bediüzzaman şu şekilde anlatmaktadır:

1. İnsanların nefislerine uymalarını sağlayarak
.. Şeriat-ı Muhammediye’nin (a.s.m.) (Peygamberimiz (sav)’in getirdiği Kuran ahlakının gereklerini) ebedi bir kısım ahkamını (hükümlerini) NEFİS VE ŞEYTANIN DESİSELERİYLE (aldatmacalarıyla) KALDIRMAYA ÇALIŞARAK…
Üstad’ın da işaret ettiği gibi Deccal, insanları din ahlakını uygulamaktan uzaklaştıracaktır. İnsanlara vicdanlarına değil nefislerine uymayı telkin edecektir.
2. İnsanların arasındaki hürmet ve merhameti kaldırarak
… hayat-ı beşeriyenin (insan yaşamının) maddi ve manevi rabıtalarını (birleştiren unsurlar) bozarak, serkeş (inatçı) ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak HÜRMET VE MERHAMET GİBİ NURANİ ZİNCİRLERİ ÇÖZER…
Allah’ın insanlara emrettiği ahlakın gereği olan fedakarlık, yardımseverlik, şefkat, merhamet, sevgi, tevazu; insanları maddi ve manevi olarak güçlendiren, birarada tutan, toplum içinde düzeni ve dirliği sağlayan unsurlardır. Deccal, bu unsurları ortadan kaldıran telkinler vererek düzeni bozar. Üstad da bu gerçeğe işaret etmiştir.
3. İnsanları baskı altında tutarak
… hevesat-ı müteaffine (nefsi tutkular) bataklığında birbirine saldırmak için cebri (zorla) bir serbestiyet (özgürlük) ve ayn-ı istibdat (baskı) bir hürriyet vermek ile DEHŞETLİ BİR ANARŞİSTLİĞE MEYDAN AÇAR…
Üstad bu sözleriyle, Deccal’in oluşturduğu nefsani ortamda insanların sözde kendilerini özgür sandıklarına, oysa aslında büyük bir baskı ve kontrol altında tutulduklarına dikkat çekmiştir. Deccal’in telkinini yaptığı sistemde, insanların çoğunluğu nefislerine uyarak kendilerinin sözde modern ve özgür bir hayat yaşadıklarını sanırlar. Zevkleri, eğlenceleri, sohbetleri, hatta giyimleri ve yemekleri dahi yönlendirildikleri yaşam modeline uygun olarak aynı anlayışı temsil eder. Deccal’in amacı, bu yolla kitleleri cahil bırakmak; düşünmekten, kavramaktan, değerlendirmekten yoksun hale getirmektir. Çünkü cahil kitleleri yönetmek son derece kolaydır. Bununla birlikte, nefse dayalı bu sistemde insanları akıl ve vicdanları değil hırsları ve tutkuları yönlendirir, bu nedenle de büyük bir karmaşa ortaya çıkar.
Deccal’in hedefine ulaşmak için başvurduğu başka yöntemler de vardır. Hadislerde işaret edildiği gibi, bunlardan biri de Deccal’in peygamberliğini ve sözde ilahlığını (Allah’ı tenzih ederiz) ilan ederek kitleleri etki altına almaya çalışmasıdır.
Deccal, Önce Peygamberliğini Sonra Sözde İlahlığını İlan Edecektir
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) bir hadisinde şöyle buyurmuştur:
“(Deccal) Çıktığı zaman … herkes ONU SAHİCİ BİR MÜRŞİT SANIP peşine takılacak, sonra Küfe�ye gelince aynı şekilde çalışmalarını sürdürecek, DERKEN PEYGAMBERLİK İDDİA EDECEK… Bunu gören akıl sahibi kişiler ondan ayrılacaklar… Daha sonra ULUHİYET (ilahlık) DAVASINDA bulunacak… Haşa �Ben Allah’ım� diyecek…. (Taberani bunu Sahabi olan b. Mu�temer�den böyle rivayet etmiştir.)”9
Deccal’in hadislerde bildirilen özelliklerinden biri de kendini bir mürşit gibi hatta bir peygamber gibi tanıtmasıdır. Bu da Deccal’in kötülüğü organize ederken insanları sözde Allah adına, sanki dini bir amaç güdüyormuş gibi görünerek yönlendireceğine işaret etmektedir. Deccal en sonunda da sözde ilahlığını ilan edecektir. (Allah’ı tenzih ederiz.)
Bir başka hadiste ise, Deccal’in bu sapkınlığı şöyle haber verilir:
“O (Deccal) önce: “BEN BİR PEYGAMBERİM”, diyecektir. Halbuki benden sonra hiçbir peygamber yoktur. Sonra ikinci bir iddiada bulunarak: “BEN RABBİNİZİM”, diyecektir. Halbuki siz ölünceye kadar Rabbiniz’i göremezsiniz…”10
Hadislerde verilen bilgilerden de açıkça anlaşıldığı gibi Deccal kendisini safha safha gösterecektir. Asıl düşüncesi kendisinin sözde ilah olduğudur. Ancak bunu ilk planda açıkça ifade etmesi durumunda planlarının zarar görebileceğini düşündüğünden, yavaş yavaş telkinde bulunur. Bu nedenle önce yol gösterici olduğunu iddia eder, sonra peygamber olduğunu, sonraysa sözde ilah olduğunu söyler.
Deccal şeytanın telkinleriyle hareket eder. Deccal’in yardımcısı ve dostu şeytandır. Peygamber Efendimiz (sav), Deccal’in, şeytandan ve dostlarından yardım alacağını bildirmiştir. Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği gibi, Deccal, şeytanın da yardımı ve desteğiyle kendisinin sözde ilah olduğu yalanını insanlar arasında yayar:
… ŞEYTANLAR ONA: “NE İSTERSEN SÖYLE, YAPALIM!” diyecekler. O da: �Haydi gidin, insanlara benim onların Rabbi olduğumu söyleyin!� deyip her birini bir tarafa salacak…11 (Allah’ı tenzih ederiz.)
Kuran’da ise şeytanın hakimiyeti altına girmiş insanların durumu şöyle haber verilir:
Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun ‘üzerini kabukla bağlattırırız’, artık bu, onun bir yakın dostudur. (Zuhruf Suresi, 36)
Deccal imansızlığının bir göstergesi olarak, Allah’tan korkacağına şiddetle şeytandan korkarak, onun emirlerini yerine getirir. Ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, şiddeti ve terörü teşvik etmek, insanların kanını dökmek, insanları kötülüğe yönlendirmek için ondan emir almaktadır.
Hadislerden anlaşıldığına göre, Deccal’in gizlice faaliyet gösterdiği içinde bulunduğumuz bu dönem, kendisinin mürşit olduğunu öne sürdüğü dönemdir. Deccal’in mürşitlik iddiasında olması bazı imanı ve aklı zayıf kişileri etkileyebilir. Oysa Deccal sözde İlahlık iddiasında olduğu için, Rabbimiz’e, peygamberlere, din ahlakına düşman bir kişidir. (Allah’ı tenzih ederiz) Hz. Muhammed (sav)’e, Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya, Hz. Davud’a, Hz. Süleyman’a ve diğer tüm mübarek peygamberlere karşıdır. Bediüzzaman da Deccal’in kutsal değerlere olan düşmanlığını bir hikmetli sözünde şöyle belirtmiştir:
“Büyük Deccal’in ispirtizma nevinden teshir edici (hipnoz edici) özellikleri bulunur… Sadece dünyayı maksad edinen bu münkir (inkarcı), mutlak inançsızlıktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata (kutsal değerlere) hücum eder.”12
Deccal�in açıkça sözde ilahlığını iddia ettiği döneme gelindiğindeyse, Hz. İsa, Allah’ın izniyle onu ve tüm hilelerini yerle bir edecektir.
Yalancı Mucizeleriyle Çoğu İnsanı Aldatabilir
Hadislerde Deccal’in sözde ilahlığını iddia ederken bazı aldatıcı yöntemler kullanarak, şeytanın da yardımıyla yalancı mucizeler (istidrac) gerçekleştireceği bildirilmektedir:
“Fitnesinden birisi de şudur: O, bir bedeviye: “Söyle bakayım! Eğer ben SENİN İÇİN ANANI VE BABANI DİRİLTİRSEM benim senin Rabbin olduğuma şehadet eder misin?” diyecek. Bedevi de: “Evet,” diyecek. Bunun üzerine İKİ ŞEYTAN ONUN BABASI VE ANASI SURETLERİNDE ONA GÖRÜNECEKLER…”13
“Bunun üzerine Deccal, başındaki şekavet (haydutluk, bedbahtlık) ehline:
“Şimdi ben bu adamı öldürür, sonra diriltirsem, benim uluhiyet (ilahlık) iddiası işinde şüphe eder misiniz?” diye sorar.”14
“Onun bir fitnesi de şudur: O, tek bir kişiye musallat kılınarak O KİŞİYİ ÖLDÜRÜP TESTEREYLE BİÇECEK. Hatta o kişinin cesedi iki parçaya bölünmüş olarak (ayrı ayrı yerlere) atılacaktır. Sonra Deccal (orada bulunanlara): “Şu (öldürdüğüm) kuluma bakınız. ŞİMDİ BEN ONU DİRİLTECEĞİM…” diyecektir.”15
Hadislerde verilen bilgilerde görüldüğü gibi, Deccal yalancı mucizelerini, sözde ilahlık iddiasını insanlara kabul ettirebilmek için kullanacaktır. Zayıf akıllı insanlar bunları adeta birer “mucize” zannedebilirler. Oysa mucize, Allah’ın veli kullarına lutfettiği bir nimettir. Deccal’in gösterdiği olağanüstü olaylar ise birer istidrac, yani Allah’ın insanları denemek için yarattığı ve kafirlerde görülen yalancı mucizelerdir.
İslam alimleri Deccal’in bu yalancı mucizeleri gerçekleştirirken, büyü, hipnotizma gibi yöntemler kullanabileceğine işaret etmişlerdir. Bediüzzaman Said Nursi, Deccal’in bu yönünü şöyle açıklamıştır:
“Ve onların başına geçen en büyükleri, İSPİRTİZMA VE MANYETİZMANIN HADİSATI NEV’İNDEN (hipnotizma ve cinlerle bağlantı şeklinde olaylarla) MÜTHİŞ HARİKALARA MAZHAR (sahip) OLAN DECCAL ise, daha ileri gidip, cebbarane (zorla) suri (hakiki, ciddi ve samimi olmayan) hükumetini bir nevi rububiyet (Rablik, sahiplik) tasavvur edip Uluhiyetini (İlahlığını �Allah’ı tenzih ederiz-) ilan eder…”16
Üstad’ın da sözünde belirttiği gibi, Deccal hipnotizma ve büyü gösterileri gibi aldatmacalarla yeterince bilgi sahibi olmayan veya imanen zayıf olan pek çok kişiyi kandırabilir. Özellikle de bütün Hıristiyan dünyasının Hz. İsa’yı ve Yahudilerin de Mesih’i bekledikleri bir dönemde, Deccal’in gösterdiği yalancı mucizeler ve hileleri, pek çok kişinin Deccal’e aldanmasına neden olabilir.
Deccal, Müslümanların, Ehl-i Kitabın (Yahudi ve Hıristiyanların) En Büyük Düşmanı Olacaktır
Peygamberimiz (sav) hadislerinde, Deccal’in insanları belaya sürüklerken, iyilik yapıyormuş gibi görünebileceğine dikkat çekmiştir. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur:
“Deccal çıktığı vakit, beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ATEŞ OLARAK GÖRDÜĞÜ TATLI SUDUR; halkın SU OLARAK GÖRDÜĞÜ İSE YAKICI ATEŞTİR. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüne düşmeyi kabul etsin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur.”17
Hadiste yer alan bilgilere göre, Deccal’in insanları iyi birşey yapıyorlarmış gibi telkinde bulunarak, “ateşe” yani kavga etmeye, çatışmaya, savaşmaya, kan dökmeye yönlendirmesi muhtemeldir. Bunu yaparken de, daha önceki hadislerde görüldüğü gibi, kendisini bir mürşit hatta bir peygamber gibi göstererek insanları etkisi altına alacaktır. Hadislerin işaretlerine göre, bir kısım Yahudi ve Hıristiyan da Deccal’in etkisi altına girecektir. Deccal Yahudilere, Yahudi toplumuna fayda sağlayacakmış gibi görünerek, Hıristiyanlara da kendilerine fayda sağlayacakmış gibi görünerek onları yönlendirecektir. Bu taktikle her iki tarafı da perişan etmeyi, her iki tarafı da büyük musibetlere uğratmayı hedeflemektedir. Dolayısıyla Deccal, Yahudilerin ve Hıristiyanların da en büyük düşmanıdır.
Hadis-i şerifte bir kısım insanların da, Deccal’in inkarcı olduğunu bildikleri halde sunacağı dünyevi menfaatlere aldanarak onun etkisi altında kalacağı bildirilmiştir:
“Bir kısım insanlar Deccal’le sohbet edecekler. Ve diyecekler ki, “Biz onun KAFİR OLDUĞUNU BİLİYORUZ; yemeğinden yemek, ağacından FAYDALANMAK İÇİN ONUNLA ARKADAŞLIK YAPIYORUZ.” Allah’ın gazabı gelince, Deccal’le birlikte hepsine gelecektir.”18
Kuran ahlakına ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetine uyan salih müminler ise, Deccal’in tüm bu oyunlarına karşı bilinçlidirler ve imanlarının nuruyla Deccal’in hilelerini fark eder, bunlara aldanmazlar. Mesih Deccal’in şiddetine ve kanlı terörüne karşı tüm insanları uyarmak ve bilinçlendirmek vicdan sahipleri için bir görevdir.
Deccal’in Gizli Ordusu: Masonluk
Peygamberimiz (sav), Deccal’in gizlilik içinde hareket edeceğine işaret etmiştir:
“Deccal yola çıkıp ilk defa Dımşk şehrinin doğuya bakan kapısının yanına gelecek… ARANACAK, FAKAT YAKALANMAYACAK… Sonra Kisve nehrinin sularının yanında görülecek… ARANACAK, NE TARAFA GİTTİĞİ BİLİNMEYECEK…”19
Hadis-i şerifte, “Deccal’in aranacağının, ancak bulunamayacağının” bildirilmiş olması, gizli olarak hareket edeceğine işaret etmektedir. Deccal, açık olarak ortaya çıkacağı dönem gelinceye kadar fazla dikkat çekmeden, insanları ajite etmeden, yavaş ve derinden faaliyet gösterecektir. Bu dönem boyunca, Deccal ve taraftarları için gizlilik esas olacak, bu amaçla gizli teşkilatların desteğini alacaktır. Bu gizliliğin bir gereği olarak Deccal, derin devletler oluşturup onların başına geçecek, adeta “görünmez bir güç” gibi hareket edecektir. Bu sayede sinsi bir şekilde bozgunculuğu organize edecektir. Bediüzzaman Said Nursi de Deccal’in masonluk gibi gizli teşkilatların desteğini alacağına dikkat çekmiştir:
“… DECCAL… MASONLARIN KOMİTELERİNİ ALDATIP MÜZAHERETLERİNİ (korumasını, desteğini) kazandıklarından dehşetli bir iktidar zannedilir…”20
Üstad’ın da belirttiği gibi Deccal, dünya masonluğunu bir nevi gizli ordusu olarak kullanacaktır. Bu gizli teşkilatın toplantılarında, Deccal’in önderliğinde Müslümanların aleyhinde gizli kararlar alınıp, uygulamaya konulacaktır. Nitekim, dünyanın farklı köşelerinde Müslümanları hedef alan baskının, zorun ve saldırıların birbiriyle benzerliği herkes tarafından kabul edilmektedir. Bu, söz konusu eylemlerin tek merkezden yönlendirildiğinin önemli bir delilidir.
Bediüzzaman Said Nursi, Deccal’in İslam dünyasını baskı altına alacağını, salih Müslümanlara zor ve çetin günler yaşatacağını sözlerinde bildirmiştir:
“… DECCAL GİBİ nifak (ikiyüzlülük) ve zındıka (küfür) başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları (zarar veren müthiş şahısları) … beşerin hırs ve şikakından (iki yüzlülüğünden) istifade ederek az bir kuvvetle nev-i beşeri (insanları) herc-ü merc (darmadağın) eder ve koca ALEM-İ İSLAMI ESARET ALTINA ALIR.”21
Üstad’ın açıklamalarından anlaşıldığı üzere, Deccal, iman etmeyenleri ve münafıkları Müslümanların aleyhinde birleştirecek ve onların önderliğini yapacaktır. İnsanları haktan uzaklaştırmak için de, bu tür insanların hırslarından ve iki yüzlülüklerinden faydalanacaktır. Bu yolla kargaşa ve fitnelere neden olacaktır.
Mucizatlı Bir Peygamber Olan Hz. İsa, Tüm Ahir Zaman Fitnelerini Yok Edecektir
Peygamber Efendimiz (sav), başta Mesih Deccal’in fitnesi olmak üzere, tüm ahir zaman fitnelerinin Hz. İsa vesilesiyle yok edileceğini müjdelemiştir.
Hadislerde haber verildiği gibi, Hz. İsa yeniden yeryüzüne dönecek, Beytü’l Makdis’te Deccal’ le karşılaşacak ve Deccal, Hz. İsa’yı görünce “tuzun suda erimesi gibi” yok olacaktır. Hz. İsa’nın “nefesi dahi” Deccal’in fitnesinin yok edilmesine yetecektir:
“İşte o sırada Allah’ın düşmanı olan DECCAL MESİH, HZ. İSA’YI GÖRÜNCE TUZUN SUDA ERİMESİ GİBİ ERİR GİDER…”22
“… DECCAL ORTALIĞA FİTNE SAÇARKEN Cenabı Hak, MESİH MERYEM OĞLU İSA’YI gönderir… NEFESİNİ İDRAK EDEN her kafir mutlaka yok olur. İsa (a.s) Deccal ile Lüdd kapısında (Beytül Makdis’e (Mescid-i Aksa) yakın bir belde) karşılaşır ve ONU YOK EDER.”23
Bediüzzaman ise Deccal’in hile ve aldatmacalarının, insanları etkisi altına alan yalanlarının, Hz. İsa vesilesiyle nasıl ortadan kaldırılacağını şöyle açıklamaktadır:
“Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidraci (yalancı mucize) harikalarıyla kendini muhafaza eden (koruyan) ve herkesi teshir eden (büyüleyip etkisi altına alan) o dehşetli Deccal’i yok edebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak HARİKA VE MUCİZATLI VE UMUMUN MAKBULÜ (kabul ettiği) Bir ZAT OLABİLİR Kİ, o zat, en ziyade alakadar ve ekser (tüm) insanların peygamberi olan Hz. İsa Aleyhisselam’dır.”24
Üstad’ın da belirttiği gibi, Deccal birtakım yalan mucizelerle insanları kandırdığı, şeytanların desteğiyle hareket ettiği ve bazı olağanüstü işler yaptığı için, Deccal’in yenilmesi ancak Rabbimiz’in çeşitli mucizeler bahşettiği kutlu peygamberi Hz. İsa vesilesiyle olacaktır. Hz. İsa’nın Deccal’in fitnesini yok etmesi, Allah’ın izniyle, çok hızlı ve kolay olacaktır.
Hz. İsa vesilesiyle, Mesih Deccal’in ve tüm ahir zaman fitnelerinin tam anlamıyla ortadan kaldırılmasıyla yeryüzü barış, adalet, huzur ve güvenle dolacaktır. Hz. İsa’nın ikinci kez yeryüzüne gelmeyeceği yanılgısına kapılmış olanlar da hiç şüphesiz bu durum karşısında büyük bir mahcubiyet yaşayacaklardır. Bu kimseler, Hz. İsa’nın gelişinin ne kadar hikmetli olduğunu ve kilitlenmiş konuların bu vesileyle ne kadar kolay çözüldüğünü görerek hem sevinecek hem de geçmişte söyledikleri nedeniyle pişmanlık duyacaklardır.
Allah, yazmıştır: “Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de.” Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21)

BU BÖLGENİN ALTI DECCAL İÇİN Mİ HAZIRLANIYOR ?
Hadislerde Hz. İsa’nın, Deccal’i Beytü’l Makdis yakınlarında yok edeceği haber verilmektedir:
“… Müteakiben Hz. İsa, DECCAL’İ ARAR ve nihayet BEYTÜ’L MAKDİS’E (MESCİD-İ AKSA) YAKIN BİR YER olan Bab-ü Lüdd (Lüdd Kapısı) denilen mevkide yetişerek, ONU YOK EDER.”1
“İsa (a.s) Deccal ile Lüdd kapısında (BEYTÜ’L MAKDİS’E YAKIN BİR BELDE) karşılaşır ve onu yok eder.”2
Bu hadislerde haber verildiği gibi, Hz. İsa’nın Deccal’i araması, Deccal’in saklanacağının açık göstergesidir. Yine bu hadislere göre, Deccal Beytü’l Makdis yakınlarında bulunacaktır. Beytü’l Makdis, şu anki Mescid-i Aksa’nın da içinde olduğu Harem-i Şerif’in bulunduğu kutsal alana verilen adıdır. Bu da Deccal’in faaliyet merkezinin Mescid-i Aksa ve çevresinde olacağına işaret etmektedir.
Bir başka hadise göre Deccal, �kayalık bir mevkiden� çıkacaktır.
Nitekim Kudüs’teki Harem-i Şerif bölgesinin altı kayalık bir yapıdadır. Peygamberimiz (sav)’in üzerine basarak miraca yükseldiği, sonradan üzerine Kubbet-üs Sahra’nın inşa edildiği kutsal kaya Hacer-i Muallak da burada bulunmaktadır. Hadiste bildirilen kayalık bölgenin, Kubbet-üs Sahra ve Mescid-i Aksa’nın bulunduğu Harem-i Şerif olması ve Deccal’in burada saklanıyor olması muhtemeldir.
Arazinin kayalık olması, Mescid-i Aksa’ nın altında istenilen şekilde alanlar oluşturulmasını sağlamaktadır. Bilindiği gibi, Mescid-i Aksa’nın altında 1990′ların ortasından itibaren sürekli kazı çalımaları yapılmaktadır. Mescid-i Aksa’nın bulunduğu alan, Yahudilerin de geçmişte Hz. Süleyman’ın mabedinin bulunduğunu öne sürdükleri yerdir. Yahudilerin inancına göre, Hz. Süleyman’ın mabedi kıyametten önce Mesih geldiğinde yeniden inşa edilecektir. Deccal’in, bazı Yahudilerin inançlarını suistimal edip Hz. Süleyman’ın mabedini yeniden inşa edeceğini söyleyerek burada gizli bir mabed kurmuş olması kuvvetle muhtemeldir. Ancak bu geçici bir durumdur.
Asıl hedefiyse, Mescid-i Aksa’yı yıkıp, sonra da sözde kendi İlahlığını (Allah’ı tenzih ederiz) ilan etmektir.
1. Sahih-i Müslim, c. 4/2251-2255; İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, sf. 491
2. Sahih-i Müslim; Büyük Fitne Mesih-i Deccal, Saim Güngör,
Pamuk Yayınları, İstanbul, s. 104
3. Sünen-i İbni Mace; İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, sf. 493-494

DECCAL� DEN KORUNMA YÖNTEMLERİ
İnsanları büyük bir fitneye sürükleyeceği bildirilen Mesih Deccal’den korunmak, elbette ancak halis iman sahiplerine nasip olacaktır. Her dönemde olması gerektiği gibi bu dönemde de, Allah’a gönülden bağlı Müslümanların birlik içinde olmaları ve Allah’ın emri olan güzel ahlakı eksiksiz yaşamaları gerekmektedir. Yüce Allah bir Kuran ayetinde şu şekilde bildirmektedir:
Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (Hucurat Suresi, 10)
Yukarıdaki ayette de belirtildiği gibi müminler kardeştirler. Ancak müminlerin kardeşliği, beraberinde son derece özverili bir ruh halini gerektiren bir kardeşliktir. Bu nedenle Müminler, birbirlerine son derece düşkün, kardeşinin nefsini her an ve her koşulda kendi nefsinin önünde tutan bir yapıda olmalıdırlar.
Müminler birbirlerini Allah rızası için sevmeli, birbirlerini koruyup gözetmelidirler. Elbette karşılarında Deccal gibi büyük bir fitne varken de, müminlerin, birbirlerinin eksik yönlerini araştırmayıp, küçük ayrıntılar için muhalefet etmemeleri gerekir. Kuran ahlakına uygun olan, birbirlerini kucaklamalarıdır. Müminlerin arasında kırgınlık olmaması, eğer varsa tüm ayrılıkların giderilmesi ve bunların yerine sıcak ve candan bir ortamın oluşturulması en güzel tavır olacaktır. Ayrıca diyaloglarda karşılıklı hüsn-ü zan ve yardımlaşma olmalı, rekabetin ve üstünlük iddialarının doğuracağı ayrılıklar ve her türlü olumsuzluk yok edilmelidir. Müminler birbirlerine alabildiğine sevgi göstermeli, muhalefeti bir kenara bırakıp gerçek kardeşliğe ulaşmaya gayret etmelidirler. Ayrıca iman edenler kimseyi dışlamadan, her insana onu kazanmak, iyiye, doğruya yöneltmek için yaklaşmalı; devletine, ordusuna ve tüm milletine sahip çıkmalıdırlar. Müminler bu sayede, Deccal’in fitnesine karşı dimdik ayakta durabilecek bir yapı sergileyebilirler.
Müslümanlar, Yüce Rabbimiz’in emri olan güçlü bir dayanışmayı gerçekleştirdiklerinde, dünyada meydana gelebilecek fitne ve bozgunculuğu da engellemiş olacaklardır. Allah bu durumu Kuran’da şöyle bildirmektedir:
İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)
Önemli başka bir nokta ise; -içinde bulunduğumuz devir olan- ahir zamanda, insanların Kuran ahlakını eksiksiz yaşamaları ve inançlarının kuvvetlendirilmesidir. Kuran’ın mucizeleri ve iman hakikatlerinden mahrum olmuş bir birey veya toplum cahil olarak adledilir. Allah’ın gücünü gerektiği gibi tanıyıp takdir edemeyen bir insanda bu bilgilere sahip olmamanın önemli bir etkisi vardır.
Dolayısıyla Kuran mucizeleri ve iman hakikatlerine dair kitapların okunması, internet sitelerinin takip edilmesi ve filmlerin seyredilmesi, bu cehaletin önünü kesecek, insanların güçlü bir imana kavuşmasına vesile olacaktır. Allah, Kendisi’nden ancak alim olanların yani Kuran ahlakını yaşayan ve Allah’ın yaratış delillerini bilenlerin gerektiği gibi korkacağını Kuran’da şöyle bildirmiştir:
Allah’tan ancak alim olanlar ‘içleri titreyerek-korkar’. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışayandır. (Fatır Suresi, 28)
Müminler bunları titizlikle uyguladıklarında ve insanları da Kuran ahlakını yaşamaya teşvik ettiklerinde, Deccal’in tüm dünyayı saracak fitnesine karşı en güvenli kalkan -Allah’ın izniyle- oluşturulmuş olacaktır. Kuran’da şu şekilde buyrulmaktadır:
Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104)

Hz isa ‘ nın yaşamı

Yazan: admin 08 Haziran 2010 Salı  
Kategori: İslami Konular

H Z . İSA A.S.

Kur’an-ı Kerîm’de adı geçen ve israiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Hz. İsa (a.s) batılı tarihçilere göre miladi yıldan dört veya beş sene kadar önce doğmuştur.

Yine batılı tarihçilere göre Hz. İsa (a.s) Romalıların elinde bulunan Yahudiye’de Romalılardan Tiberius iktidarı döneminde otuz yaşlarına doğru peygamberliğini İnsanlara bildirdi. Önce Celile’de sonra Kudüs’te insanları hak dine davet etti. Yahudilerin dinini ikmal onların dine kattıklarını düzeltmek için gönderilen Hz. İsa (a.s) kendisine indirilen İncil adlı kutsal kitapta bunu şöyle anlatır: “Ben yok etmeğe değil, tamamlamaya geldim.” Hz. İsa (a.s), Yahudilerin tahrif ettiği Eski Ahid’i onların anlayışından kurtarmaya, Hz. Musa (a.s)’in getirdiği akideyi yerleştirmeye ve Yahudilere daha önce bildirilen zahmetli bazı ilahi kanunları hafifletmeye çalıştı.

Memleketi Celile’de Genaseret gölü kıyısında ilk vaaz ve tebliğlerini bildiren Hz. İsa daha sonra Kudüs’e gitti. Yahudiler Hz. İsa’yı, dönemin Romalı Kudüs valisi Pontus Pilatus’a şikayet ettiler. Havarilerin içinde Yahuda isimli birisi Hz. İsa’ya ihanet etti ve Hristiyanların inancına göre Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürüldü. Kur’an-i Kerîm’de ise hadise şöyle anlatılmaktadır: “Halbuki onlar İsa’yı öldürmediler ve asmadılar. Fakat kendilerine bir benzetme yapıldı” (en-Nisa, 4/156). Rivayete göre Hz. İsa’ya ihanet eden Yahuda, Romalılar tarafından İsa (a.s.) zannedilerek asılmıştır.

İsa (a.s); orta boylu, kırmızıya çalar beyaz benizli, dağınık, düz saçlı idi. Saçını uzatır, omuzları arasına salardı. Geniş göğüslü, küçük yüzlü çok benli idi: Sırtına yün elbise, ayağına ağaç kabuğundan yapılmış sandal giyer, çoğu zaman da yalınayak yürürdü.

Kendisinin geceleri varıp barınacağı bir evi, ev eşyası ve zevcesi yoktu. Hiç bir şeyi yarın için biriktirip saklamazdı. İsa (a.s) dünyadan yüz çevirir, ahireti özler, Allah’a ibadete koyulurdu. Yeryüzünde nerede Güneş batarsa orada konaklar iki ayağının üzerinde namaza durur; gece namaz gündüz de oruç ile günlerini geçirirdi (M. Asim Köksal, Peygamberler Tarihi, II. 334, 335). İsa (a.s) göğe kaldırıldığı zaman, yün bir kaftan, bit çift mesti, bir de deri dağarcıktan başka bir şey bırakmamıştı (Abdurrezzak, Musannef, XI, 309).

Kur’an-ı Kerîm’e göre Hz. İsa (a.s)’in annesi Hz. Meryem’dir. Meryem (a.s), yine Kur’an’da ismi geçen dört seçkin aileden biri olan imrân ailesinden idi. Hz. Meryem, Zekeriya (a.s)’in koruması ve gözetim altındaydı. Meryem, Beytü’l-Makdis’te, doğu tarafta özel bir bölmeye yerleştirilmişti. Zekeriya (a.s), Meryem’in yanına geldikçe orada, rızkını ve yiyeceğini hazır görürdü. Hz. Meryem, Beytü’l Makdis’te zikirle, ibadetle hayatını geçiriyordu. iste bu sırada Allah, ona bir beşer sûretiyle Cebrail’i gönderdi. bu durum, Kur’an-ı Kerim’de su şekilde anlatılır: “Meryem dedi ki; ben senden Rahman’a sığınırım. Eğer O’ndan korkuyorsan bana dokunma! O da, ben, temiz bir oğlan bağışlamak için Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim, dedi. Meryem; bana bir insan temas etmemişken, ben kötü kadın olmadığım halde nasıl oğlum olabilir? dedi. Cebrail, bu böyledir; çünkü Rabbin, “bu bana kolaydır, onu insanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız,” diyor, dedi. iş olup bitti. Böylece Meryem, İsa’ya gebe kalarak bir köşeye çekildi. Doğum sancıları başladı ve başına gelen bu hadiseden dolayı çok üzülerek, keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim, dedi” (Meryem, 19/1 8-23).

Cebrail, Meryem (a.s)’e, babasız doğuracağı çocuğun özelliklerini ve mücadelesini haber vermiş, Meryem’i teselli etmiş ve ayrılıp gitmişti. Hz. Meryem’in kendisini Allah’a ibadete verdiğini ve onun tertemiz bir kadın olduğunu bilenler de bilmeyenler de bu duruma hayret etmiş ve doğumun bu şekilde nasıl olabileceği tartışmasına girmişlerdi. Hz. Meryem ise olayı, çocuğa sormalarını işaret etmişti. Fakat “Onlar, biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz? dediler. Çocuk, ben şüphesiz Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı. Yaşadığım sürece namaz kılmamı ve zekât vermemi, anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum gün de, öleceğim gün de, dirileceğim gün de, bana selâm olsun, dedi” (Meryem, 19/23-33).

İsa (a.s)’in babasız olarak mucizevî bir şekilde doğuşu, Allah’ın dilemesinden ibaretti. Hatta Allah katında, oluş itibariyle Adem (a.s) ile İsa (a.s) arasında fark yoktu. Nitekim ayet-i kerimede, durum su şekilde izah edilir: “Gerçekten İsa’nın babasız dünyaya geliş hâli de Allah katında Adem’in hâli gibidir. Allah, Âdem’i topraktan yarattı, sonra da ona ol dedi; o da hemen (insan) oluverdi” (Âli imrân, 3/59).

İsa (a.s) otuz yaşında iken peygamberlik görevi aldığında, hemen israiloğullarına durumu bildirdi. İsa (a.s)’nın çagrısına kulak tıkayan ve ellerindeki Tevrat’ı tahrif edip pek çok değişiklikler yapan israiloğulları, Hz. İsa (a.s)’a inanmadılar. Ayrıca Allah, Hz. İsa’nın risâletini destekleyen mucizelerde gösteriyordu. Kur’an-ı Kerim’de zikri geçen mucizeleri şunlardır: İsa (a.s) nın, çamurdan kuş biçiminde bir heykel yapması ve onu üfleyince kuş olup uçması, ölüleri diriltmesi; anadan doğma körleri ve alaca hastalığına tutulmuş olanları tedavi etmesi; gökten sofra indirmesi (el-Mâide, 5/110-115); Havarîlerin ve diğer arkadaşlarının evlerinde ne yediklerini ve neler sakladıklarını söyleyerek gaybdan haber vermesi (Âlu imrân, 3/49).

israiloğulları, İsa (a.s.)’i ve ona tâbi olanları durdurmak için pek çok yol denediler; sonunda Hz. İsa’yı öldürmeğe karar verdiler. Ancak Allah, onların planlarını etkisiz hâle getirdi. Yahudiler, İsa (a.s.)’a benzeyen birini yakalayıp astılar ve “Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” dediler (en-Nisâ, 4/157). Öte yandan Kur’anı Kerîm, asıl durumu su şekilde açıklar: “Halbuki onlar İsa’yı öldürmediler ve asmadılar. Fakat kendilerine bir benzetme yapıldı. Ayrılığa düştükleri şeyde, doğrusu şüphededirler. Onların bu öldürme olayına ait bir bilgileri yoktur. Ancak kuru bir zan peşindedirler. Kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah, onu kendi katına yükseltti. Allah güçlüdür, hâkimdir” (en-Nisâ, 4/157-158).

İsa (a.s) ayette de belirtildiği gibi, öldürülmeden göğe yükseltilmiştir. Mezarı dünyada değildir. Ayrıca Mi’rac’da, peygamberimiz kendisini görmüştür. Hz. İsa, göğe yükselmeden önce, havârîlerine ve tüm insanlığa şu müjdeyi vermişti: “Ey israiloğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan, Tevrat’ı doğrulayan ve benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah’ın size gönderilmiş bir peygamberiyim” (es-Saf, 61/6).

Hz. İsa (a.s) göğe çekildiği sıralarda kendisine inananların sayısı çok azdı. Daha sonra bir ara Hz. İsa’nın getirdiği inancı kabul edenler çoğaldı ise de, sonunda Hıristiyanlar da israiloğulları gibi yoldan çıktı ve pek çok yanlışlıklara saptılar. Bugün, Hıristiyanların sahip oldukları teslis inancı, İsa (a.s)’nın göğe yükseltilmesinden hemen sonra ortaya çıkmıştır.

İsa (a.s)’in annesi Hz. Meryem Hz. İsa’nın göğe çekilmesinden sonra altı sene kadar daha yaşamış ve ölmüştür (Hakim, Müstedrek, II, 596).

Hz. İsa (a.s)’a dört büyük ilâhi kitaptan biri olan İncil verilmiştir. Kur’an-i Kerîm’de İncil’in Hz. İsa’ya verilisi ile ilgili şu bilgiler vardı: “Arkalarından da izlerince Meryem oğlu isa’yı Tevrat’ın bir tasdikçisi olarak gönderdik; ona da bir hidâyet, bir nur bulunan İncil’i, ondan evvelki Tevrat’ın bir tasdikçisi ve sakınanlara bir hidâyet ve öğüt olmak üzere verdik” (el-Mâide, 5/11). Ancak bu İncil de Tevrat gibi tahrifata ugramış: tır. Bununla birlikte Allah Teâlâ tarafindan son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s)’e indirilen Kur’an-ı Kerîm, Zebur, Tevrat ve İncil’in hükümlerini ve geçerliliklerini ortadan kaldırmıştır. Hz. İsâ İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre cisim ve ruhuyla göğe yükseltilmiştir. Kıyamet vaktine yakın yeryüzüne inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek ve İslâm şeriatiyla hükmedecektir (bk. Buhârî, Buyu’, 102).

Hz. İsa bedeniyle göğe yükseltildiğinden, Kur’an-ı Kerim’de bildirilen “ölümden evvel” (en-Nisa, 4/159) ve “öleceğim güne ve diri olarak ba’ş edileceğim güne” (et-Tevbe, 9/34) mealindeki ayetler Hz. İsa’nın nüzûlünden sonraki ölümünü anlatır. Hz. İsa gökten Arz-i Mukaddes’e inecek, elinde bir Kargı olacak; Afik denilen bir yerde ortaya çıkacak ve Kargı ile Deccâl’i öldürecek ve sabah namazında Kudüs’e gelecektir. imam kendi yerini ona vermek isteyecek fakat o imâm’ın gerisinde Hz. Peygamber (s.a.s)’in şeriatına uygun olarak namazını kılacaktır. Sonra domuzu öldürecek ve haçı kıracak, sinagoglar ve kiliseleri yıkacak ve kendisine iman etmeyen bütün Hıristiyanlarla savaşacaktır.

Hz. İsa nüzûlünden sonra kırk sene daha yaşayacak, öldüğünde Müslümanlar namazını kılacak ve İslâm dinine uygun olarak gömülecektir.

Sabah Namazı Nasıl Kılınır?

Yazan: admin 11 Ekim 2009 Pazar  
Kategori: İslami Konular

sultan_ahmet_camiSabah Namazı
Sabah namazı dört rek’attır. Önce iki rek’at sünnet sonra da iki rek’at farz kılınır.

Sabah Namazının Sünneti Nasıl Kılınır?
Önce niyet edilerek, kendi işiteceğimiz kadar bir sesle «Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının sünnetini kılmaya» diyerek baş parmak uçları kulakların hizasına kaldırıp «Allâhü Ekber» denir. (Kadınlar ellerini çenelerine kadar kaldırırlar) Sağ el avucu sol elin üstüne bağlanır. Sağ elin küçük ve başparmaklarıyla sol elin bileği tutularak eller göbeğin altına konur. (Kadınlar ellerini göğüslerinin üstünde tutarlar) Ayakların arası dört parmak açılır. Önce «Sübhaneke» okunur:
“Sübhanekellâhümme ve bi-hamdik ve tebârekesmük ve teâlâ ceddük ve lâ ilahe ğayruk.”
Sonra «Eûzu besmele» çeker «Elham» yâni «Fatiha» okunur. “Elhamdülillâhi Rabbil-âlemin. Errahmânirrahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na’budü ve iyyâke nesteîn. İhdinessırâtal Müstakim. Sırâtallezine en’amte aleyhim ğayfil-mağdubi aleyhim ve leddâllin. (Âmin)”denir.
Ve «Kevser Sûresini» okunur.
“İnnâ âtaynâ kelkevser. Fesallilirabbike venhar. İnne şânieke hüvel’ebter.”
Bitince «Allâhü Ekber» diyerek rükû’ya varılır. Rükü’da avuçlar ile diz kapakları tutulur, sırt ile beli dümdüz ederek üç kere «Sübhâne Rabbiyel-azîm» dedikten sonra «Semiallâhü limenhamideh» diyerek doğrulunur. Bu sırada «Rabbena lekel-hamd» denir. Sonra «Allâhü Ekber» diyerek «Secde» ye varılır. Baş, alın ve burun yere seccadenin üzerine konur, üçkere «Sübhâne Rabbiyel âlâ» der sonra «Allâhü Ekber» diyerek secde’-den kalkıp «Sübhânallâh» diyecek kadar oturulur. Tekrar «Allâhü Ekber» diyerek secdeye gidilir. Üç kere «Sübhâne Rabbiyel âlâ» denir. Sonra «Allâhü Ekber» diyerek ayağa kalkıp eller bağlanır.
«Besmele» çekip Fatiha okunur, «Âmin» denir. Sonra «İhlâs Sûresi» okunur.
“Kul hüvallâhü ehad. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled, ve lem yekün-lehû küfüven ehad.”
Sûre bitince «Allâhü Ekber» diyerek rükû’ya gidilir. Üç kere «Sübhâne Rabbiyel-azıym» dedikten sonra «Semiallâhü limenhamideh» diyerek doğrulunur. Bu sırada «Rabbena lekel-hamd» denir. Sonra «Allâhü Ekber» diyerek «Secde» ye varılır. Üç kere «Sübhâne Rabbiyel-âlâ» der sonra «Allâhü Ekber» diyerek «Secde»’den kalkıp «Sübhânallâh» diyecek kadar oturulur. Tekrar «Allâhü Ekber» diyerek secdeye gidilir. Üç kere^Sübhâne Rabbiyel-âlâ» denir. Sonra «Allâhü Ekber» diyerek tahiyyatına oturulur. «Ettehiyyâtü, Allâhümme salli – Allâhümme bârik ve Rabbena» duaları okunur.
“Ettehiyyâtü lillâhi ves-salevâtü vet-tayyibât esselâmü aleyke eyyühen-nebiyyü ve rahmetüllâhi ve berekâtüh es-selâmü aleynâ ve âlâ ibâdillâhis-sâlihin.
Eşhedü enlâ ilahe illallah. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Rasulüh.”
“Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed kemâ salleyte alâ İbrâhime ve alâ âli İbrahim inneke hamidün Mecid”
“Allâhümme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kemâ bârek-te alâ İbrâhime ve alâ âli İbrahim inneke hamidün Mecid”
“Rabbena âtina fiddünyâ haseneten ve fil’âhireti haseneten ve kınâ azâbennar”
“Rabbenağfirli-veli vâlideyye velil-Müminine yevme yekumul-hisab.”
Dualar bitince önce sağa sonra sola başımızı çevirerek «Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh» diyerek selâm verilir.
Sonra «Allâhümme entesselâmü ve min kes-selâm, tebârekte yâ zel-celâli vel-ikrâm» denir. Böylece sabah namazının sünneti bitmiş olur.

Sabah Namazının Farzı Nasıl Kılınır?
Sabah namazının sünneti kılındıktan sonra, ayağa kalkılır. Önce «Kamet» getirilir. Sonra «Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının farzını kılmaya» diyerek niyet edilir ve «Allâhü Ekber» denir. Önce «Sübhaneke» okunur:
Sonra «Eûzü besmele» çeker «Fatiha» okunur, amin denir ve “Felâk
Sûresi” okunur.
“Kul euzü birabbil-felak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikin izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fiyl’ukad. Ve min şerri hâsidin iza hased.”
Bitince «Allâhü Ekber» diyerek rukû’ya varılır, üç kere «Sübhâne Rab-biyel-azıym» dedikten sonra «Semiallâhü limen hamideh» diyerek doğrulunur. Bu sırada «Rabbena lekel-hamd» denir. Sonra «Allâhü Ekber» diyerek «Secde» ye varılır. Üç kere «Sübhâne Rabbiyel-âlâ» der ve «Allâhü Ekber» diyerek «Secde» den kalkıp oturulur. «Sübhânallah» diyecek kadar durulur, tekrar «Allâhü Ekber» diyerek secdeye gidilir. Üç kere «Sübhâne Rabbiyel-âlâ» denir. Sonra «Allâhü Ekber» diyerek ayağa kalkıp eller bağlanır.
«Besmele» çekip Fatiha okunup «Âmin» denir. Sonra «Nâs Sûresi» okunur.
“Kul eûzü birabbinnâsi. Melikinnâs. İlâhinnâsi. Min şerril vesvâsilhannâsi. Elleziy yüvesvisü fiy sudurinnâsi. Minelcinneti vennâs.”
Ve «Allâhü Ekber» diyerek rukû’ya gidilir. Üç kere «Sübhâne Rabbiyel-azıym» dedikten sonra «Semiallâhü limen-hamideh» diyerek doğrulunur. Bu sırada «Rabbena lekel-hamd» denir. Sonra «Allâhü Ekber» diyerek «Secde» ye varılır, üç kere «Sübhâne Rabbiyel-âlâ» der ve «Allâhü Ekber» diyerek secde’den kalkıp oturulur. «Sübhânallah» diyecek kadar oturulur. Tekrar «Allâhü Ekber» diyerek secdeye gidilir. Üçkere «Sübhâne Rabbiyel-âlâ» denir ve «Allâhü Ekber» diyerek «Secde» den kalkıp oturulur. Bu şekilde otururken «Ettehiyyâtü, Allâhümme salli – Allâhümme bârik ve rabbenâ» duaları okunur.
Dualar bitince önce sağa sonra sola başımızı çevirerek «Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh» diyerek selâm verilir.
Sonunda «Allâhümme entes selâmü ve min kes-selâm, tebârekte yâ zel-celâli vel-ikrâm » denir. Böylece sabah namazının farzı kılınmış ve sabah namazı bitmiş olur.
NOT-1 Eğer kişi sabah namazına kalkıp kılmamış ise güneş doğduktan yaklaşık 45 dakika sonra sabah namazını sünnetiyle beraber, öğleden sonraya kalırsa sadece sabah namazının farzını kılar.
NOT-2 Eğer öğleden önce kılınırsa şu şekilde niyet yapılır. “Niyet ettim Allah rızası için tehire kalan sabah namazının sünnetini veya farzını kılmaya” diye niyet edilip kılınır. Şayet öğleden sonraya kalırsa “kazaya kalan” diye niyet edilip sadece sabah namazının farzı kılınır.

Namaz Vakitleri

Yazan: admin 11 Ekim 2009 Pazar  
Kategori: İslami Konular

Namaz Vakitleri
Sabah Namazının Vakti: İkinci tan yerinin ağarmasıyla başlar, güneşin doğuşuna kadar devam eder. Birinci tan yerinin ağarışında sabah namazı kılmak caiz değildir, zira beyazlık biraz sonra kaybolur. Yani takvimlerdeki imsak saatinden 15 dakika sora namazı kılmak gerekir.

Öğle Namazının Vakti: Güneşin tam tepeye gelmesinden biraz sonra başlar, herşeyin gölgesi kendisinin iki misli olduğu zaman öğle namazının vakti biter.

İkindi Namazının Vakti: Öğle namazının vakti bitince başlar güneş batıncaya kadar devam eder.

Akşam Namazının Vakti: Güneşin batmasıyla başlar. Güneşin battığı yerdeki beyazlığın kaybolmasına kadar devam eder.

Yatsı Namazının Vakti
: Akşam namazının vakti sona erince başlar, sabah namazı vakti girinceye kadar devam eder.

Vitir Namazının Vakti: Yatsı namazının vaktidir. Vitir namazı daima yatsı namazından sonra kılınır.

Gusül Nedir? Nasıl Alınır? Gusülü Bozan Şeyler Nelerdir?

Yazan: admin 11 Ekim 2009 Pazar  
Kategori: İslami Konular

Gusül Nedir?
Kelime olarak yıkanmak demektir. Dini terim olarak ise cünüplükten, hayız ve nifastan temizlenmek için yıkanmaktır.

Gusülü Gerektiren Haller
Cünüplük halinde ister cinsel ilişkide bulunsun ister ihtilam olarak olsun cünüp olan kimse.

  1. Hayız (Aybaşı Hali) ve Nifas (Lohusalık) hali sona erdiğinde.
  2. Kafirin müslüman olması halinde.
  3. Şehit olmayan müslümanın ölümü (Şehit olan müslüman yıkanmadan defnedilir) halinde.
  4. Meni gelmese bile erkeğin sünnet kısmının veya okadar bir kısmın birleşmesi ile buluğ çağına ermiş erkek ve kadının gusül etmesi gerekir.

Gusülün Farzları

  1. Mazmaza: Ağıza dolu dolu su vermek.
  2. İstinşak: Burna dolu dolu su vermek.
  3. Bütün vücudu kuru yer kalmayacak şekilde yıkamak.

Gusülün Sünnetleri

  1. Namaz için alınan abdest gibi abdest almak.
  2. Gusül almaya niyet etmek.
  3. Kimsenin göremeyeceği bir yerde yapmak.
  4. Suyu dökerken önce baş, sonra sağ, daha sonra sol omuza üçer kere dökmek ve uzuvları ovalamak.
  5. Taharetli olsa bile yeniden taharet almak.
  6. Gusül ederken suyu ne fazla ne de az kullanmamak; normal kullanmak.

Gusülün Alınışı Nasıl Olur?

Öncelikle suyun alta geçmesine engel olacak yağlı boya, oje, balık pulu, kurumuş hamur gibi maddeler temizlenmelidir. Sonra “Niyet ettim Allah rızası için gusül abdesti almaya” diye niyet edilir. Sonra üç kez ağıza su ver¬ilerek mazmaza (gargara) ve üç kez burna su verilerek istinşak (genze suyun ulaşmasını sağlamak) yapılır ve normal abdest alınır gibi abdest alınır. Önce başa sonra sağ omuza sonra da sol omuza olmak üzere üçer defa su dökülür her su döktükten sonra uzuvlar iyice ovalanır. Hiç bir yerin kuru kalmamasına dikkat edilir. Banyodan çıkarken ayaklar tekrar temiz su ile yıkanır böylece gusül tamamlanmış olur.
Not: Gusül alınırken abdest’deki gibi dua okunmaz.

Teyemmüm Nedir? Nasıl Alınır? Teyemmümün Farzları?

Yazan: admin 11 Ekim 2009 Pazar  
Kategori: İslami Konular

Teyemmüm Nedir? Nasıl Yapılır?
İslam dininin müslümanlara gösterdiği kolaylıklardan biridir. Su bulunma dığı ya da bulunduğu halde kullanılması sağlık açısından tehlikeli olduğu zaman temiz toprak (tuğla, kiremit, taş ve benzeri) maddeler kullanılarak abdest ve gusül alınmış olunur.

Teyemmümün Farzları

  1. Niyet etmek.
  2. El içlerini iki kez toprağa vurup önce yüzü sonra da sağ ve sol kolu meshetmek.

Teyemmüm Nasıl Alınır: Besmele çekilerek “Niyet ettim abdest ya da gusül almaya diye niyet edilir. “El içleri toprağa (çakıl, kiremit, tuğla da olabilir.) sürülür, yüzün tamamı meshedilir. Yine eller toprağa sürülür önce sağ sonra sol kol dirsekle beraber meshedilir, böylece teyemmüm tamamlanmış olur. Teyemmümü Bozan Şeyler:

  1. Abdesti bozan herşey teyemmümü de bozar.
  2. Teyemmüm alan kimsenin suyu görmesi veya kullanmasına engel olan nedenin ortadan kalkması.

Abdest Nedir? Nasıl Abdest Alınır? Abdestin Farzı?

Yazan: admin 11 Ekim 2009 Pazar  
Kategori: İslami Konular

Abdest

Abdestin farzı dörtdür. Bunlar mutlaka yapılmalıdır. Aksi halde abdest kabul olmaz.

  1. Yüzü yıkamak.
  2. Kolları dirseklerle beraber yıkamak
  3. Başın dörtte birini meshetmek.
  4. Ayakları topuklarıyla beraber yıkamak.

Abdest nasıl alınır: Eûzu besmele çekilip “Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya diye” niyet edilir. Sırasıyla eller üç kez yıkanır. Ağıza üç kez, burna üç kez su verilir. Sonra yüz yıkanır. Kollar sağ koldan başlamak üzere dirseklere kadar ikiside yıkanır, daha sonra başın dörtte birini kaplayacak şekilde meshedilir. Kulak ve boyun meshedilir ve sağ ayaktan başlamak üzere ayaklar yıkanıp abdest tamamlanmış olur.

Not: Abdest alırken kişi abdest dualarını biliyorsa onları okur, bilmiyorsa kelimeyi tevhid okur ya da sessiz bir şekilde abdestini alır. (Abdest alırken misvak kullanmak sünnettir.) Abdest bittikten sonra da üç kez kadir sûresini okumak müstehaptır.

Abdesti Bozan Şeyler

  1. Ön ve arkadan çıkan her türlü pislik.
  2. Bedenin herhangi bir yerinden çıkan kan, irin ve sarı su gibi şeylerin çıktığı yerin (yaranın) etrafına dağılması.
  3. Ağız dolusu kusmak, bayılmak, delirmek ve sarhoş olmak.
  4. Namazda yanındaki kişinin duyacağı kadar gülmek.
  5. Bir yere yaslanarak, kendinden geçecek kadar uyumak
  6. Ağızdan gelen kanın tükürüğün rengine eşit yada tükürüğün renginden çok (kırmızı) olması
  7. Teyemmüm etmiş olan kimsenin suyu bulması.
  8. Özür Sahibi olan kişi için namaz vaktinin çıkması

Not: Özür sahibi sürekli bir yeri kanayan yada abdestine mani bir hali bulu­nan kimsedir, böyle olan kişilerin her vakit için abdest almaları gerekir. Mesela öğle namazı için aldığı abdestle öğle namazını eğer istiyorsa kaza nafile namazı kılabilir ama ikindi geldiğinde ikindi namazı için yeni bir abdest alması lazımdır.

Abdesti Bozmayan Şeyler

  1. Bir hastalık olmaksızın gözden çıkan yaş.(Ağlamak gibi)
  2. Yara ve benzeri yarıkların içinden çıkan kan, irin ve sarı suyun yaranın dışına taşmaması.
  3. Ağızdan gelen kanın tükürüğün renginden az olması.
  4. Ağız dolusu olmayan kusuntu çok da olsa balgam çıkarmak.
  5. Saçların tıraş edilmesi, tırnakların kesilmesi. (Kesilen yerler kanamadığı sürece)
  6. Namazda kendi işiteceği kadar sessizce gülmek.

Oruçla İlgili Bir Kaç Mesele

Yazan: admin 11 Ekim 2009 Pazar  
Kategori: İslami Konular

Oruçla İlgili Bir Kaç Mesele
Diş Çektirmek:
Diş çektirmek orucu bozmaz ama bu esnada çıkan kanın yutulması orucu bozar. Eğer kan yutulmazsa oruç bozulmaz.
İğne Olmak: İğne olmanın orucu bozup bozmayacağı konusunda iki görüş vardır. Ebu Hanefiye göre bozulur. İmameyne (Ebu Yusuf Ebu Muhammede) göre bozulmaz. Bu mevzuda mecbur kalmadıkça gündüz-leyin iğne yaptırmamak lazım. Zaten zaruri bir hastalıktan dolayı iğne kullanılıyorsa oruç tutulmaz. Daha sonra tutulur.
İftar: Orucu bozma zamanıdır. Peygamberimiz (S.A.V.) ezan okunduktan sonra önce iftarını yapar. Sonra akşam namazını kılardı. Bizimde öyle yapmamızı tavsiye etmiştir. Yani evvela yemeğimizi yiyip sonra namazımızı kılmamız sünnete daha uygun olacaktır.
Sahur: Peygamberimiz (S.A.V.) sahur yemeği yiyin onda bereket vardır buyuruyor. Zaten sahura kalkmamız ertesi gün için niyet olacağından kalkıp sahurumuzu yapıp niyet etmeliyizki Peygamberimizin (S.A.V.) tavsiyesine uymuş olalım.
Not-1:
Diyelim ki kişi akşamdan ertesi gün için niyet etti ve yattı. Gece uyandıki acıkmış veya susamış. İmsaktan önce yiyip içebilir ve yeniden niyet ederek orucunu tutar. Çünkü oruca yapılan niyetin başlama zamanı imsak vaktinin başladığı andır.
Not-2: Niyetin zamanı haneli mezhebine göre iftardan sonra başlayıp, ertesi gün öğle namazına kadar yapılabilir. Diğer mezheplere göre ise imsak vaktine kadar yapılmış olması gerekir.

Orucu Bozmayan Şeyler

Yazan: admin 11 Ekim 2009 Pazar  
Kategori: İslami Konular

Orucu Bozmayan Şeyler
1- Unutarak yemek-içmek, cinsi münasebette bulunmak.
2- Uyurken ihtilam (cünup) olmak.
3- Göze ilaç damlatmak, Kan aldırmak.
4- Ağıza istemiyerek giren duman ve sineğin yutulması.
5- Guslü sabaha kadar geciktirmek.
6- Kendi isteği dışında kusmak ve az olan kustuğunu yutmak.
7- Göle, denize girmek. Banyo yapmak. Ancak su yutulursa bozulur.
8- Kan aldırmak, gıybet etmek, dişleri misvaklamak, güzel kokular sürünmek.

Improve the web with Nofollow Reciprocity.